Varoluştan itibaren toplum yapısı sürekli değişim içindedir. Bu değişim insanlık için vazgeçilmezdir. Tarih boyunca her konuda değişimler meydana gelmiştir. İnsanın vücut yapısından fikir dünyasına kadar. Merak duygusu ile başlayan ve devam eden sorgulama yeteneği insanı artan bilgi birikimi ile değişim içine sokmuştur. Ancak her değişim bir gelişme olmayabilir. İnsanın merak duygusu ve artan bilgi birikimi ile üretici bir toplum yapısına dönüşüm evresi bir değişim ve gelişimken yaşanan savaş veya istila gibi olaylar da bir değişimdir ancak bir gelişme değildir. Toplumların değişimi hissedebilmesi için var olan konfor alanını, düşünce dünyasını ve refah düzeyini de geliştirmelidir.
Tarih boyunca her bir değişim farklı düzeydeki toplumlara ileriye dönük gelişmişlik olarak yansımayabilir. Geriye doğru da bir gidiş olabilir. Bu süreç en büyük toplumları etkileyebildiği gibi en küçük toplum yapısı olan bir aileyi de etkileyebilir. Bu değişimi anlayabilmek için toplumu bütün olarak incelemek gereklidir.
Günümüzde toplumsa değişim süreci çok hızlı ilerlemektedir. 2000’lerin başından itibaren hız kazanan küreselleşme süreci ve buna imkân sağlayan teknolojik gelişmeler en ücra noktaya kadar gitmiş durumda. Peki bu hızlanan süreç her toplumu yanı şekilde mi etkiler? sorusu ise günümüz dünyasında en çok merak edilen konulardan birisidir. Ancak şahsi düşüncelerle bu soruyu incelediğimizde cevap kesinlikle “hayır” olacaktır. Toplumsal değişimin her toplumu aynı oranda değiştirmesi için ya toplumların hepsi ileriye yani gelişmeye devam edecektir ya da hep birlikte çöküş içinde geriye gidecektir. Bu çok zor ve imkânsız gibi duruyor. Bunun en basit örneği bir tarafta teknolojiyi üreten, küreselleşmeyi hızlandıran bir kesim bulunurken diğer tarafta ise bunu kullanan ve tüketen bir kesim bulunmaktadır. Bu iki kesim kendisi içinde bir değişimi gösterir ama ikisi de ilerlemez. Birisi ilerlerken birisi de hazır üretilmiş olanı tüketir.
Tüketen kesim tarih boyunca genlerinden almış olduğu üretici insan yapısını bir kenara bırakarak tüketimini hızla arttırmaktadır. Sorgusuz, düşünmeden ve sonuçlarını bilmeden. Bu kesim gelecek yıllar için büyük bir tehlike arz eder. Çünkü kendi öz yapısındaki üretim yapısını bırakmaktadır. Bu süreçte hızlı bir değişim yaşanır. Ancak bu değişim kimlik kaybına kadar da gidebilir. Örneğin kendi kültürel yapısını dışlayıp küresel bir olgu ile birlikte yeni ancak yapay kültür oluşumunu ortaya çıkarır. Kendi değerlerinden uzaklaşan, iletişim becerilerini kaybeden, teknolojik imkâna sahip ancak teknolojiyi kullanamayan toplum yapısı oluşur. Bu durum da değişimin her zaman ilerlemek değil var olandan uzaklaşıp bir çöküşü de göstermektedir.